Trump'ın içgüdüyle yürüttüğü İran savaşı, ABD için bir 'Süveyş krizi' anı mı?

- Yazan, Jeremy Bowen
- Unvan, BBC Diplomasi Muhabiri
- Okuma süresi 10 dk
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, savaş uçaklarını İran'ı bombalamak üzere göndermesinin üzerinden geçen bir ayda, bazı tarihi gerçekler Beyaz Saray'ın kapısında birikmeye başladı.
Geçmişten ders çıkarılamaması, Trump'ı şimdi sert bir tercihle karşı karşıya bırakıyor.
İran'la bir anlaşma sağlayamazsa ya kimseyi inandırmayacak bir zafer ilan etmeye çalışacak ya da savaşı tırmandıracak.
Prusyalı askeri stratejist Helmuth von Moltke'nin sözleri de böylesi bir gerçeğin en eski halini hatırlatıyor:
"Hiçbir plan, düşmanla ilk temasın ardından aynı kalmaz."
Moltke bunu 1871'de Almanya'nın bir imparatorluk olarak birleştiği yıl yazmıştı. O birleşme, Avrupa'nın güvenliği açısından ne kadar belirleyici olduysa, bu savaş da Ortadoğu'nun güvenliği açısından o kadar önemli olabilir.
Ama belki de Trump, Moltke'nin sözlerini değil; boksör Mike Tyson'ın şu modern yaklaşımını tercih ediyordur:
"Herkesin bir planı vardır, ta ki yumruğu yiyene kadar."
Trump için daha da anlamlı olanı ise seleflerinden biri olan Dwight D. Eisenhower söylemiş olabilir.
1944'te Normandiya çıkarmasını yöneten ve ardından 1950'lerde iki dönem başkanlık yapan Eisenhower şöyle demişti:
"Planlar değersizdir, ama planlama her şeydir."
Eisenhower bununla, savaş planları yapma sürecinin disiplininin ve mantığının, beklenmeyen gelişmeler karşısında yön değiştirmeyi mümkün kıldığını anlatıyordu.
Trump için beklenmeyen unsur, İran'daki rejimin direnci oldu.
Görünüşe göre Trump, ABD ordusunun Ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores'i yıldırım hızıyla yakalamasına benzer bir sonuç bekliyordu. Şu anda Maduro çifti New York'ta hapiste ve yargılanmayı bekliyor.
Maduro'nun yerine geçen yardımcısı Delcy Rodriguez, bugün Washington'dan gelen talimatları uyguluyor.
Bu başarıyı İran'da da tekrarlamayı ummak, Venezuela ile İran arasındaki farkların hiç anlaşılmadığını gösteriyor.

Kaynak, Anadolu via Getty Images
Eisenhower'ın ileriye dönük düşünmeye dair sözü 1957'de yaptığı bir konuşmada yer alıyordu.
Eski general tarihin en büyük deniz çıkarması operasyonu olan Normandiya'yı planlayıp yöneten kişi olarak ne söylediğini biliyordu:
"Beklenmedik bir acil durum ortaya çıktığında yapacağınız ilk şey, en üstteki dahil tüm planları fırlatıp atıp, yeniden başlamaktır. Ama en başta plan yapmadıysanız, en azından akıllıca bir şekilde yeniden işe başlayamazsınız.
"İşte bu yüzden plan yapmak çok önemlidir; bir gün çözmek zorunda kalabileceğiniz ya da çözümüne katkı sağlayabileceğiniz sorunun özüne hakim olmanız gerekir."
Savaşın ilk hava saldırısında İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından, Tahran'daki rejim teslim olmak ya da diz çökmek bir yana, yönetmeye ve karşılık vermeye devam ediyor.
Elindeki zayıf kartları iyi oynuyor.
Buna karşılık Trump'tan gelen izlenim, süreci doğaçlama yürüttüğü yönünde.
Kendinden önceki başkanlar gibi istihbarat ve stratejik analizleri inceleyerek değil, içgüdülerine göre hareket ediyor.
Trump'ın son hedefi
Savaşın 13'üncü gününde Trump'a Fox News Radio'da savaşın ne zaman biteceği soruldu.
"Uzun süreceğini düşünmüyorum" yanıtı verdi.
Savaşı nasıl bitireceği sorulduğunda ise "Hissettiğim zaman… kemiklerimde hissettiğimde" dedi.
Kararlarını desteklemek ve hayata geçirmek için göreve getirilen dar bir danışman grubuna güveniyor.
Görünüşe göre bu grupta, "iktidara karşı gerçeği söylemek" rolünü alan yok.
İyi hazırlanmış planlar yerine içgüdülerine güvenerek hareket etmek, savaşı yürütmeyi zorlaştırıyor.
Net bir siyasi yön eksikliği, ABD ordusunun yıkıcı gücünü ve etkinliğini köreltiyor.

Kaynak, Anadolu via Getty Images
Dört hafta önce Trump ve Netanyahu, İran'da yalnızca dini lideri değil, onun en yakın danışmanlarını da öldüren yoğun bir bombardımana bel bağlayarak savaşa girdi.
ABD merkezli bir insan hakları izleme grubu olan HRANA'ya göre birinci ayına giren saldırılarda şimdiye kadar 1.464 İranlı sivil hayatını kaybetti.
İki lider hızlı bir zafer bekliyordu. İran halkına da seslenerek, bombardımanların ardından ayaklanarak rejimi devirmeleri çağrısında bulundular.
İran'ın inatçı direnci
Ancak Tahran'daki rejim hâlâ ayakta, hâlâ savaşıyor ve karşılık veriyor.
Trump gelinen noktada, kendinden önceki başkanların neden, Netanyahu'nun İslam Cumhuriyeti'ni yok etmeye yönelik savaşına katılmayı tercih etmediğini anlamaya başlıyor.
Rejim karşıtları ayaklanmadı çünkü Ocak ayında güvenlik güçlerinin binlerce protestocuyu öldürdüğünü biliyorlardı. Yeni protesto girişimlerinin devlet düşmanlığı sayılacağı yönünde açık uyarılar yapıldı.
İran rejimi sert, acımasız ve iyi organize olmuş bir rakip. 1979'da Şah'ı deviren devrimle kuruldu ve ardından sekiz yıl süren Irak savaşıyla şekillendi. Rejim bireylere değil kurumlara dayanıyor ve katı dini inançlar ile "şehadet" ideolojisiyle güçlendirilmiş durumda. Bu da liderlerin öldürülmesinin sarsıcı olsa da rejimin sonunu getirmediği anlamına geliyor.
Ocak ayındaki ölümlerden sonra ister rejimin kendi güçlerinin eliyle, ister ABD ve İsrail bombalarının sonucu olsun, daha fazla İranlının ölümü rejim için hayatta kalmanın kabul edilebilir bir bedeli olarak görülüyor.

Kaynak, Getty Images
İran, ABD ve İsrail'in ateş gücüyle baş edemez.
Ancak tıpkı Moltke, Tyson ve Eisenhower'nin işaret ettiği gibi Tahran da plan yapıyor.
Savaşı genişleterek Körfez'deki Arap komşularını, onların topraklarındaki ABD üslerini ve İsrail'i hedef aldı; acıyı mümkün olduğunca geniş bir alana yaydı.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı etkili biçimde kapatması, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini kesintiye uğrattı ve küresel finans piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açtı.

İran, yıllar boyunca "direniş ekseni" adını verdiği müttefik ve vekil güçler ağını kurdu. Bu ağda Lübnan'daki Hizbullah ve Gazze ile Batı Şeria'daki Hamas yer alıyordu.
İsrail, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı sırasında bu yapıya ciddi darbe indirdi.
Ancak İran şimdi, dar bir coğrafi geçit olan Hürmüz Boğazı'nın pahalı askeri ittifaklardan daha etkili bir caydırıcı olabileceğini gösteriyor.
İran yönetimi, dağlık iç bölgelerinden, yüzlerce kilometre uzağa fırlatılabilen ucuz insansız hava araçlarıyla bu boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürebiliyor.
Müttefikler öldürülebilir. Coğrafya ise değişmez.
ABD, İsrail ve dünyanın geri kalanı, boğazın iki yakasındaki alanları ve daha geniş İran topraklarını ele geçirip işgal etmedikçe, İran rejiminin Hürmüz Boğazı'nda söz sahibi olmak isteyeceğini görüyor.
NATO'nun eski komutan yardımcılarından General Sir Richard Shirreff'in BBC'ye söylediği gibi, İran'a yönelik saldırının sonuçlarına yönelik bir simülasyon, Devrim Muhafızları'nın bu durumda Hürmüz'ü kapatacağını öngörürdü.
Bu da bizi tekrar planlamanın önemine getiriyor: Savaşa nasıl başlanacağı, nasıl bitirileceği ve sonrasının nasıl yönetileceği. Trump ve yakın çevresi, hızlı ve kolay bir zafer beklentisiyle bu aşamaları atlamış görünüyor.
"Direniş ekseni" Yemen'deki Husileri de kapsıyor. Husiler, savaşın başlamasından bu yana ilk kez Cuma günü İsrail'e füze saldırıları düzenledi. Eğer Kızıldeniz'de gemilere saldırılarına yeniden başlarlarsa, Suudi Arabistan Asya'ya petrol ihracatında batı deniz yolunu kaybedebilir.
Kızıldeniz'de de Hürmüz kadar kritik bir boğaz var: Babülmendep. Eğer Husiler burada ve daha güneyde saldırıları artırırsa, Süveyş Kanalı üzerinden Asya-Avrupa ticaret hattı kesilebilir.
Bu da çok daha büyük bir küresel ekonomik krize yol açar.
Netanyahu'nun netliği
Trump'ın aksine Netanyahu bu savaş üzerine yıllardır düşünüyor. Savaşın ilk gününde Tel Aviv'de İsrail ordusunun karargâhının bulunduğu Kirya kompleksinin çatısından yaptığı açıklamada, İsrail'in savaş hedeflerini Trump'ın hiç ulaşamadığı bir netlikle anlattı.
Bu şaşırtıcı değil. İsrail için İran'la savaşmak, ABD'ye kıyasla daha doğrudan bir mesele. Bölgesel bir gücün öncelikleri, küresel bir gücün karşı karşıya olduğu zorluklardan farklıdır.

Kaynak, AFP via Getty Images
Netanyahu, İsrail'in gelecekteki güvenliğinin, İslam Cumhuriyeti'ne mümkün olduğunca büyük zarar vererek sağlanabileceğine inanıyor.
Paylaştığı mesajda, savaşın İsrail'in "varlığını ve geleceğini güvence altına almak için" olduğunu savundu.
Netanyahu, İran'ı her zaman İsrail'in en tehlikeli düşmanı olarak gördü. Onu eleştirenler ise bu takıntının, İsrail'in 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırılarını öngörememesinin nedenlerinden biri olduğunu söylüyor.
Netanyahu bu video mesajda, ABD ordusuna ve Trump'a "yardımları" için teşekkür ettikten sonra asıl önemli noktaya geçti:
"Bu koalisyon, 40 yıldır yapmak istediğim şeyi yapmamı sağlıyor: Terör rejimini yerle bir etmek. Söz verdiğim buydu ve bunu yapacağız."
Netanyahu ve İsrail askeri liderliği, yıllar boyunca farklı dönemlerde İran'la savaşmanın, nükleer tesislerini ve balistik füzelerini yok etmenin yollarını inceledi.
Ancak sonuç hep aynıydı: İran'a ciddi zarar verilebilir ama bu yalnızca geçici bir gerileme demek olurdu.
İran'ın askeri kapasitesini uzun süreli olarak yok etmenin tek yolu ABD ile birlikte hareket etmekti.

Kaynak, Getty Images
Ancak bunun için, Beyaz Saray'da İsrail'le birlikte savaşa girmeye hazır bir başkan gerekiyordu.
İki ülke arasındaki yakın ilişkiye ve İsrail'in ABD'nin askeri ve diplomatik desteğine bağımlılığına rağmen, bu destek daha önce verilmedi.
Netanyahu hiçbir ABD başkanını İran'la savaşa girmenin Amerika'nın çıkarına olduğuna ikna edemedi. Ta ki Donald J. Trump'ın ikinci başkanlık dönemine kadar.
Şah'ın 1979'da devrilmesinden bu yana ABD ile İran arasındaki ilişki ne kadar kötü olursa olsun, ardı ardına gelen ABD başkanları İran'la başa çıkmanın en iyi yolunun onu baskı altına almak olduğuna inanıyordu.
ABD, 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde bile, milislere silah ve eğitim sağlayan İran ile savaşa girmedi.
Yalnızca nükleer silaha yakın olduğuna dair acil bir tehdit bir savaşa gerekçe sayılabilirdi.
Trump, savaşa gerekçe olarak nükleer tehdidi de öne sürdü. Ancak İran'ın böyle bir silaha ya da onu taşıyacak kapasiteye sahip olmaya çok yakın olduğuna dair güvenilir bir kanıt yok.
Hatta Beyaz Saray'ın internet sitesinde hâlâ 25 Haziran 2025 tarihli "İran'ın nükleer tesisleri yok edildi; aksi iddialar sahte haber" başlıklı açıklaması duruyor.
Trump şimdi seleflerinin neden İran'la savaşa girmenin risklerini fazla bulduğunu anlıyor.
Asimetrik savaş
Bu savaş, daha küçük ve zayıf bir gücün daha büyük ve güçlü bir düşmana karşı nasıl savaşabileceğini gösteren klasik bir örneğe, stratejistlerin "asimetrik savaş" dediği türden bir çatışmaya dönüşüyor.
Henüz sadece bir ay geçmişken İran'ı, Vietnam, Irak ve Afganistan'la doğrudan karşılaştırmak için erken olabilir.
Ancak ABD'nin bu savaşlarda düşman kayıpları ve bombardıman sayıları açısından güçlü görünmesine rağmen, sonunda yenilgiyle sonuçlandığını hatırlamak önemli.
Trump ve Netanyahu'nun alacağı bir sonraki kararlar, İran savaşının da ABD için büyük bir stratejik hataya dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyebilir.
Trump, İran'ın enerji altyapısını yok etme tehdidini iki kez erteledi. Bu, onun tarif ettiği şekliyle bir savaş suçu sayılabilecek bir eylem olabilir. Bunu ertelemesinin nedeni olarak İran'ın savaşı bitirmek için anlaşmaya çok istekli olduğunu, rejimin ağır kayıplar verdiğini ve daha fazlasından korktuğunu söyledi.
Pakistan ve diğer arabulucular üzerinden temaslar sürüyor. Ancak İran, Trump'ın iddia ettiği gibi bunun tam kapsamlı bir müzakere olduğunu reddediyor.
Trump'ın 15 maddelik barış planının resmi bir metni yayımlanmadı. Ancak sızan taslaklara göre, ABD ve İsrail, yıllardır İran'dan talep ettikleri tüm şartları bir derleme olarak biraraya getirmiş gibi görünüyor.
Bu metin bir müzakere zemininden çok teslim anlaşmasına benziyor.
İran ise kendi taleplerini sundu: Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün tanınması, savaş zararları için tazminat ve Ortadoğu'daki Amerikan üslerinin kaldırılması.
Bunlar da karşı taraf için kabul edilemez talepler.

Kaynak, Popperfoto via Getty Images
Taraflar büyük bir uzlaşma alanına adım atmadıkça, anlaşma yapılması zor görünüyor.
Ama bu imkânsız değil.
İran rejimi müzakere geçmişine sahip. Arap diplomatik kaynaklar, 28 Şubat'ta başlayan savaş öncesi İran'ın nükleer programı konusunda anlaşmaya açık olduğuna işaret etti.
Hatta bir kaynak, "İranlılar her şeyi teklif ediyordu" dedi. Bu muhtemelen abartılı bir ifade, ancak diplomasi için bir alan olduğu anlaşılıyor.
Bugün savaş kritik bir noktada. Anlaşma olmazsa Trump'ın seçenekleri çok sınırlı.
ABD'nin İran'ın askeri gücünü yok ettiğini söyleyerek zafer ilan edebilir ve Hürmüz'ün açılmasını kendi sorumluluğu olarak görmeyebilir. Bu ise küresel piyasalarda çöküşe ve Avrupa, Asya ve Körfez'deki zaten huzursuz müttefikleri arasında büyük rahatsızlığa yol açabilir.
Daha olası seçenek, savaşın tırmandırılması. Körfez'e doğru ilerleyen 4.000'den fazla ABD deniz piyadesi var.
Hava indirme birlikleri hazır bekliyor. Ek takviyeler konuşuluyor.
Kimse İran'ın geniş çaplı işgalinden söz etmiyor, ancak ABD'nin İran'ın ana petrol terminali olan Hark Adası gibi hedefleri ele geçirmeye çalışması mümkün. Bu, zorlu ve tehlikeli amfibi operasyonlar gerektirir.
Bu durum İran'ın işine bile gelebilir. Çünkü İran ABD'yi uzun sürecek bir yıpratma savaşına çekmek istiyor. İran, kendi dayanıklılığının Trump'ınkinden daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Kaynak, Anadolu via Getty Images
Trump gelinen noktada elindeki gücünün sınırlarında olduğunu görüyor. İran içinse zafer ve yenilginin tanımı Trump'tan farklı. Onlar için iktidarda kalmak bile bir zafer.
Ancak şimdi daha fazlasını istiyorlar. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kendilerine yeni bir pazarlık gücü verdiğine inanıyorlar. Boğazı açmanın karşılığında gelecekte saldırıya uğramama garantisi ve boğazdaki kontrollerinin tanınmasını talep ediyorlar.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Çarşamba günü "Başkan Trump blöf yapmaz ve cehennemin kapılarını açmaya hazır. İran bir kez daha yanlış hesap yapmamalı" dedi ve şöyle devam etti:
"Eğer İran mevcut durumu ve askeri yenilgiyi kabul etmezse, Başkan Trump onları şimdiye kadar hiç olmadığı kadar sert vuracaktır."
Savaşta yenilmek bir tercih değildir. Eğer İran gerçekten Trump'ın söylediği kadar ağır yenilmiş olsaydı, Tahran'daki rejim şimdiye kadar çökmüş olurdu. Onları tehdit etmeye gerek kalmazdı.
ABD ve İsrail, saldırılarla İran'a daha fazla zarar verebilir ve daha fazla insanı öldürebilir.
İsrail Lübnan'da da Hizbullah'a yönelik operasyonlarını sürdürüyor.

Kaynak, AFP via Getty Images
Ateşkes olmadığı sürece, baskıyı artırarak İran'ı teslim olmaya zorlayabileceklerini düşünüyorlar.
Ancak bu kesin değil. Savaş uzadıkça, bölge ve dünya için sonuçları daha ağır olacak.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan İran uzmanı Ali Vaez'e göre sonuçlar "felaket" olabilir.
1956'da İngiltere ve Fransa, İsrail'le birlikte Süveyş Kanalı'nı millileştiren Mısır lideri Abdülnasır'a karşı savaşa girdi. Bu kanal, bugün Hürmüz Boğazı'nın dünya ekonomisi için taşıdığı önem kadar dünya için önemli bir geçiş noktasıydı.
Müttefikler o gün tüm askeri hedeflerine ulaştılar ancak ABD Başkanı Eisenhower'ın baskısıyla geri çekilmek zorunda kaldılar.
Bu İngiltere için, Ortadoğu üzerindeki imparatorluk döneminden gelen gücü anlamında sonun başlangıcı oldu.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri, Çin'in yükselişiyle karşı karşıya.
Dünyanın en güçlü ülkesi olma yarışının tarihi yazıldığında, Trump'ın kötü planlanmış İran savaşı, tıpkı İngilizler için Süveyş'te olduğu gibi, bir dönüm noktası, gerilemenin başladığı yer olarak görülebilir.






